Üye Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Önemli !

Lütfen başvuru içeren yorumlar yazmayınız. 

Bu bölümde sadece staj yapma imkanı tanıyan firmalar tanıtılmakta ve staj başvurusu yapabilmeniz için iletişim bilgileri verilmektedir.

Eğer bu staj yapılan firma hakkında olumlu ya da olumsuz bilginiz veya tecrübeniz varsa yorum yazabilir ve başvuru yapacak stajyerleri bilgilendirilmesine yardım edebilirsiniz. 

 
Maximilian J.W. Thomae: 'Şef olmak, koçluktur bir anlamda' PDF Yazdır E-posta

Kulağımda Andrea Bocelli, Mövenpick Hotel İstanbul'un üst katlarından birinde bir karışık İstanbul manzarasına bakarak onu beklerken, bu ülkeye nasıl bu kadar bağlandığını merak ediyorum gerçekten. Annesi (Jacquline) Fransız, babası (Hermann) Alman. O Almanya'da, her iki kültürü de alarak büyümüş. Turizm üzerine okurken yemek pişirmeyi ne kadar sevdiğini keşfedince aşçılığı mesleği olarak seçmiş. Sonra içine aşk da bulaşan bir rüzgâr, yaklaşık 10 yıl önce, Türkiye'ye kadar sürüklemiş onu. Bugün Mövenpick Hotel İstanbul'un baş aşçısı olarak çalışıyor.


Yanıma gelince soru sormama bile fırsat vermeden anlatmaya başlıyor. Türkiye'nin AB'ye girmesini ne kadar çok istediğini söylüyor. "Siz istiyor musunuz? Ben çok istiyorum, çok heyecanlanıyorum. Gençlerden bu konuda heyecan bekliyorum. Hep birlikte yürümek zorundayız" diyor. Turizm Yatırımcıları Derneği'nin (TYD), başkan Murat Dedeman'ın açıkladığı turizm hedeflerine işaret ediyor ardından, "Yeni okullar açmalıyız, yeni insanları kazanmalıyız, AB standartlarını yakalamalıyız ama sanki tüm bu hedefler konulmamış gibi herkes aynı şekilde davranıyor. Hareket yok, hâlâ günlük çorba pişiyoruz. Bu durum beni kızdırıyor" diyor.

Öyle doludizgin konuşuyor ki Türkçesini çözmek, arada bir şeyleri kaçırmamak için pür dikkat kesiliyorum ve bu sırada anlıyorum ki, Maximilian J.W. Thomae son nefesini bu topraklarda verecek kadar çok seviyor Türkiye'yi...

'Kan kırmızı, Türk oldum' diyorsunuz... Bakıyorum Türkiye'nin AB süreci, turizmde ortaya konan hedefler çoğu insandan daha çok ilgilendiriyor sizi... Türkiye'yi bu kadar benimsediniz, sevdiniz mi gerçekten?

Türkiye'yi gerçekten çok seviyorum, geleceğini de çok büyük olarak görüyorum. Aslında bu süreç 90'lı yıllarda Türkiye Aşçılık Milli Takımı'nı yetiştirmem için bana teklif geldiğinde başladı. Avrupa tarafında yarışmalar için beni seçmişler sanırım. İngiltere'de büyük bir yarışmaya katıldık. O sırada çok yoğun duygular yaşadım. Biz Almanlar biraz soğuğuz, duygularımızı gösteremiyoruz pek. Türkiye'ye ise bambaşka. Hemen her konuda inanılmaz bir heyecan yaşanıyor. Tamam, 'En büyük Türkiye'; çok güzel bir laf, çok beğeniyorum. Gerçekten o yarışmada ben de bu heyecanı yaşadım. Bayraktan bir parça oldum o günden sonra. Bu ülkeyi kendi ülkem olarak görüyor ve inanılmaz seviyorum.

Aşçılık Milli Takımı için size teklif getirildiğinde şaşırmadınız mı, 'Neden ben?' demediniz mi?

Şaşırmak yok bende, yapmak var.

Yemek yapmak neden çekmiş olabilir sizi?

15-16 yaşları arasında turizmle ilgili bir eğitim alırken tanıştım aşçılıkla. Sonra turizm okulunun içinde aşçılık okudum ve bir yandan da çalışarak kendimi eğittim ama asıl annemden esinlendiğimi söyleyebilirim. Her çocuk için annesinin yemekleri önemlidir sanırım. Benim babam Alman, annem Fransız. Ben Alman kültürü içinde Fransız yemek kültürüyle büyüdüm. Annemle birlikte sık sık Fransa'ya giderdik. Orada farklı bir yemek kültürü var; sabahtan başlıyorsunuz akşama kadar yiyorsunuz, inanılmaz. Yiyecek seçeneği de çok. Bir de annemi dünyanın en başarılı aşçısı olarak görüyorum, yemekleri çok lezzetli oluyor, aşkla yemek yapıyor. 'Ne kadar profesyonel olmak istiyorsunuz?' diye sorsanız bana, 'Annem gibi olmak istiyorum' derim. Herhalde herkesin ailesinde böyledir. Ben annemle yarışmak istemiyorum. Aman ha! Her zaman kaybederim.

Aileniz de ilgi alanınıza bilinçli bir şekilde yönlendirmiş sizi anladığım kadarıyla... Türkiye'de hiç gözlemlediniz mi, bu süreç bu kadar kolay ilerlemiyor?

Babam 18 yaşında beni evden çıkarttı ve dedi ki: "Artık yeter, teşekkür ediyoruz, görüşürüz, kendini yaşa". Türkiye'de bu yok, 40'a kadar gidiyor ve bitmiyor... Bağlantı süper tabii, 'aile nasıl birlikte hareket edebilir'e tam bir örneksiniz ama kendi yolumuzda da dolaşmak zorundayız. O tarafta bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Bakıyorum, aile desteklemeyince hareket edilemiyor. Tabii bu da değişecektir. Türkiye'de insanlar kendini kapatıyor. Ben beraber çalıştığım insanlara 'Dene, korkma, hata yapabilirsin' diyorum. Çünkü hatalardan da birçok şey öğrenebiliriz. İnsanları açmak için uğraşıyorum. Ancak çok istekli bir ülkesiniz. Kendi meslek alanımla ilgili olarak söyleyebilirim ki, olağanüstü bir istek var; herkes öğrenmek, uğraşmak, kreatif çalışmak istiyor.

'Anneler en iyi yemeği yapar' diyorsunuz ama mesleğinizde erkekler hep daha ön planda. Bunu neye bağlıyorsunuz peki?

Aslında buna çok üzülüyorum; bazı meslektaşlarım kadınları mutfakta kabul etmiyor. Türk ustaları çok açık değil hâlâ. Bence kadınlar mutfakta bazı konularda erkeklerden daha iyi; süsleme tarafında inanılmaz farklı bir el var. Her iş ortamında kadın, erkek birlikte çalışıyor bizde neden olmuyor, anlayamıyorum.

Kimileri sizi anlatırken 'Modern Türk mutfağının yaratıcısı' diyor.

Çok şık ama çok zor. Şimdi 40 yaşındayım ama ben 25 yaşında baş aşçı oldum. Milli takımı aldım, eğitmenlik de yaptım. Hâlâ düşünüyorum nasıl yaptım diye... Türkiye'ye geldiğimde ya yerel ya yabancı mutfak vardı. Biz Türk-Akdeniz mutfağını oluşturup ilk yemekleri çıkardık. Çok ilgi çekti. Bugün de otomatik olarak yürüyor, sürekli yeni yemekler deniyoruz.

Aslında benim ön plana çıkmam çok da önemli değil, çünkü takımım benden daha önemli. Bana acayip bir enerji veriyorlar. Takımım genç, disiplinli, kreatif ve çok pozitif. Herkesi tanıyorum ve destekliyorum. Onlara her zaman el vermek istiyorum. Şef olmak bir pozisyon sahibi olmak demek değil sadece, koçluk bir anlamda. Ekibine vizyon kazandırmalısın, onların kendisini bulması için teşvik etmelisin. Altyapı, yaratıcılık evet önemli ama, aynı yemeği her gün aynı kaliteyle sunmak da çok önemli ve bu en zoru. Mesleğimiz değişiyor; evet, iyi bir aşçı olmalısın ama iyi bir yönetici de olmalısın.

Yetiştirdiğiniz pek çok aşçı dünyanın dört bir yanında önemli pozisyonlarda bugün... Siz hiç düşünmediniz mi gitmeyi, emeklilik hayalinizde bile Türkiye var?

Büyük ya da küçük olması önemli değil, burada bir hayatım var ve devam etmek istiyorum. Ayrıca yemek kreasyonlarım burada tutuyor, burada beni kabul ettiniz. Mesela kokoreç'i çok seviyordunuz ve ayrıca pizzayı da. Ben de kokoreçli pizza yaptım ve mönüye koydum. Burada mutlu ve şanslı yaşıyorum. Sene de üç ay benim için çok özel; ne zaman okullar tatile giriyor, stajyerler geliyor o dönem benim için çok keyifli. Çünkü onlara yeni ne söylerseniz söyleyin 'Hadi yapalım' diyorlar... Onlarla pili dolduruyorum. Benim hedefim gençleri desteklemek, Türkiye'nin AB'ye girmesi ve turizm hedeflerini tutturması için bir şekilde çalışmak. İnanılmaz genç, pozitif, açık bir jenerasyon geliyor. Onlar gelecekte çok şey başaracak ama onlara da doğru hedefleri vermek zorundayız

 


'NE KADAR STRES VAR, O KADAR YİYORUM'

Bolu Mengen'i biliyor musun? Aşçılarıyla ünlü...

Evet biliyorum. Benim takımın yüzde 80'i de ya Bolu'dan geliyor ya Mengen'den...

En çok sevdiğiniz yemek nedir? Türkiye'de pilav üstü kuru fasulyeden vazgeçilmez mesela ya da yaprak sarmasından...

Ne kadar zor bir soru yani, hep takılıyorum burada ben. Bütün yemekleri çok seviyorum. Tabii herkesin favori yemeği vardır. Ben mezeleri çok seviyorum, mesela patlıcan salatası, acılı ezme hoşuma gidiyor. Yurtdışına gittiğimde en çok eksikliğini hissettiğim taze beyaz peynirdi bir dönem. Bu anlamda Avrupa'da buradaki gibi bir kalite bulamadım.

Her yemeği seviyorum dediniz, peki formunuzu nasıl koruyorsunuz?

Şu anda diyetteyim, spor da yapıyorum. Ne kadar stres var, o kadar çok yiyorum ben...

Hayatınızda iz bırakan bir kitap var mı?

Daha çok yöneticilikle ilgili kitapları okuyorum, Tony Buzan'ın kitaplarını seviyorum.

 

Kaynak: insankaynaklari.com 

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Ba
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."


 
< Önceki   Sonraki >
 
Canlı Chat Canlı Chat